Kadir Çöpdemir, ‘Türk Lokumu'nu yazdı
H. SALİH ZENGİN
'Kutsal kase bende, birilerine okutmaya çalışıyorum'
Radyoculuk, televizyonculuk, dizi ve reklam oyunculuğu derken usta geyikçi Kadir Çöpdemir, bu kez 'Türk Lokumu' isimli bir kitapla uçayazdı.
Kafasına taktığı sekiz köşeli Elazığ işi kasketle Süpermen vaziyetlerinde kitabın kapağına konan Çöpdemir, içeride ünlü isimlerle masa başı muhabbet çeviriyor. Tom Cruise, Kofi Annan, Madonna, Lopez, Maradona, Bush, Fidel Castro, Beckham, Neo, Saddam, Usame bin Ladin, Eto'o, Rice, Berlusconi ve Putin, Çöpdemir'in oltasına takılan ünlülerden birkaçı. Kişiler gerçek; ama muhabbetlerin tamamı sanal. Çöpdemir, gerilmiş bünyelere, kasılmış yüzlere Türk işi muhabbetle merhem olmaya çalışıyor. Basın dünyasına seslenen ve “Haset etmeyin! Ben ince ince bu ilişkileri kurmuşum kardeşim. Birine Afyon'dan kaymak getirmişim, öbürüne Bolu'dan bal getirmişim. Sevilen insanız, muhitimiz geniş” diyerek ilişkilerini deşifre eden Kadir Çöpdemir, sadece Custo ile konuşamamaktan ızdırap duyduğunu belirtiyor: “Rahmetli Custo midye ekmek satarmış abi. Onunla şöyle bir suyun kenarında konuşsaydım keşke; bu arada yüzmeyi ve balıkçılığı öğrenirdim.”
Dan Brown kendisini cepten arayıp rica etmesine rağmen bir güzellik yapıp Da Vinci'nin şifresini, filmi izlemeden bize açıklayan Çöpdemir, ‘kutsal kâse'nin kendisinde olduğunu iddia ediyor: “Da Vinci'nin şifresini açıklıyorum: Doğum tarihi abi! Hani genelde şifrelere doğum tarihi yazarız ya unutmamak için. İşte şifre budur. Herkes benim işaretimi bekliyor, farkındayım! Bir arkadaş beleş bir sinema bileti ayarlarsa gidip film hakkındaki yorumumu yapacağım. ‘Kutsal kâse' de bende abi! Muhallebi falan yapıp yiyoruz! Bir arkadaşımın annesinden, Çukurcuma'da bir sigara parasına veririz diye aldım. Meğersem kutsal kâseymiş. Ama onlar farkına varmadılar, çok az para verdiler. Buradan heveslilerine söylüyorum: Güzel bir paraya isteyene okuturum.”
Türk Lokumu’nu dinamit lokumu gibi kucağımıza ‘bu benden size kalan yadigar eser’ diyerek bıraktın. Derdin ne Kadir abi?
Heykeller de var abi, onları çıkartmaya korkuyorum! Yeğenim Barış’ın plastik hamuru var, ondan yaptım. Toplum henüz o heykelleri görmeye hazır değil, onun için yazıyla bir şey yaptık.
Kitabın kapağında elin gavuru Süpermen gibi giyinmişsin. Bir Türk’e yakıştı mı yani? İkinci el bir Tarkan, Kara Murat bulamadın mı?
Karamurat, Malkoçoğlu zaten bizim insanımız. Ama Süpermen’i kardeşin ne yapmış? Kafasına Elazığ’ın sekiz köşesini yapıştırmış. O artık Elazığ’a köklerini salmış, sekiz köşe kasketiyle yerlileşmiş biri.
Elazığlı Süpermen uçabiliyor mu?
Bir kilo problemi var, yoksa uçar! Çünkü bunun beygir kuvveti yüksek, içten yanmalı motoru var. Şimdi diyeceksiniz 240 tonluk uçaklar uçuyor, sen niye uçamıyorsun? Henüz havalanamadık. Ama abi biz ne zaman havalandık ki! Bak mesajı da verdim! (Gülüşmeler)
Asıl mesaj kitapta. Maşallah yani elini etsen ellisi, gözünü etsen tellisi gelmiş kitaba.
O sizin gözlerinizin güzelliği ya da senin gözlerinde astigmat var! Yaş 40’a geldi. Bir ortama girdiğin zaman, gönül istiyor ki hemen başlar çevrilsin. ‘Lan bu nur nerden doğdu, bu ışık nereden geliyor’ desinler. Aklım erdiğinden beri böyle bir etki yaratamadım ben! Kitaptan sonra ‘Bu çocuk da çok mizahiymiş ayol, ay bu adam kıkır kıkır güldürür’ diye ilgi odağı olur muyum bilmiyorum.
Kaç yıldır röportaj yapıyorum, senin konuştuğun ünlüleri görünce ‘dağdan dağa koştum, vaktimi boş geçirdim’ diye hayıflanıyorum. Tom Cruise, Kofi Annan, Madonna, Lopez, Maradona, Bush, Fidel Castro, Beckham, Neo, Saddam, Usame Bin Ladin, Eto’o, Rice…
Buradan basın dünyasına sesleniyorum: Haset etmeyin! Ben ince ince bu ilişkileri kurmuşum kardeşim. Birine Afyon’dan kaymak getirmişim, birine Bolu’dan bal getirmişim. Bunları ifşa etmeyecektim ama bazı basın mensupları ‘ay şunla bunla röportaj yaptık’ deyince, alın size kapak olsun’ der gibi gittik konuştuk. Sevilen insanız, muhitimiz var. Bir hafta önce yurtdışındaydım. Girdiğim her kafede, restoranda garson gelip ne içersiniz diye soruyor. (Gülüşmeler) Kaale alınan bir insanım ben!
Laf aramızda ama Türkler seni iplemiyor gibi be abi? Üstelik bekarsın da hâlâ?
Biz hep öyle olmadık mı? Hiç elimizdekinin kıymetini bildik mi? Esere de, müziğimize de duyarsızız. Bekarsam Türk kızlarının ayıbıdır bu abi! Burada aslan parçası gibi adam duruyor yahu! Benim it var adı Mısır, ellerinden yalar, 12 yaşında. Köpeğe kaldık evde! Boş odada birbirimize baka baka ömrü geçiriyoruz!
Madem bu kadar ünlü kişi ile özel bağlantın var, neden Holivıt’ta bir iş bulamadın?
Sana öyle geliyor. En son King Kong filminden teklif geldi bana! Ondan önce de Yüzüklerin Efendisi’nin yönetmeni teklif etmişti, “eciş bücüş rollerin hepsini bana mı teklif ediyon lan” dedim, kabul etmedim. Cannes Film Festivali’ne gittim, millet kendini yırtıyor Sylvester Stallone gelmiş diye, uzaktan el sallıyorlar. Lan Kadir’iniz sizin aranızda! Tabii millet sıcağın etkisiyle farkına varmamış olabilir.
Senin kas değil de sanki boy eksiği var gibi?
Yıllarla çözüldük yere yaklaştık. Yoksa daha uzunduk. İlk gençlik yıllarımla boy komplekslerim vardı. Sonra dedim ki kendimi makinelere bağlatıp, alttan üstten çektiremeyeceğime göre böyle yere yakın bir dünyanın doğallığını paylaşayım. Ama Tom Crusie çok mu uzun be abi? Hiçbirini sallamıyorum. Bana el sallamayana ben niye sallayım?
Bu kadar ünlü ile içli dışlıyken necip Türk basını sana bayırda turp muamelesi mi yaptı?
Zat-ı âliniz de olmak üzere çok keşfettiler ama parada anlaşamadık! İlişkilerimi Türk basınının bilmesi mümkün değil. Bunlar çok özel istihbari bilgiler ve açıklamamam için de çok büyük paralar teklif ettiler. Daha neler var? Sen bana bir 500 Euro at, ben sana daha neler söyleyeceğim!
Bunlarla görüşeceğim diye göbeği erittin, dağ bayır dolaştın, kime yarandın? Salla başı al maaşı yapsan, sap yiyip saman savursan olmaz mıydı?
Kime yaranabilirsin ki! İnsanoğlu çiğ süt emmiş. Ama işte millet için çalışıyoruz. Kamu için çalışmadığım 6 saat var, o da uyuduğum zaman. O zaman bile milletimi nasıl eğlendiririm, ekonomiye-siyasete nasıl çeki düzen veririm diye düşünüyorum! Dertlenen alacak bu kitabı, neşelenecek. Kitabı okuyup beğenenler babamın ruhuna bir Fatiha okusun lütfen.
Ünlülerle Türkçe mi konuştun yoksa Tarzanca, Shakespearan İngilizcesiyle mi?
Vücut dilini duydun mu Salih? Kulağımı bile oynatırım ben! Bir de zaten bu şahıslar benle iletişim kurmak için Türkçeye eğilimli.
Bu kadar karışık ilişkiye bakınca Danıştay’a ve Papa’ya sıkılan kurşunda tombik parmağın var gibi geliyor. Derin vatandaşlığını inkar edip, sade suya tirit vatandaş muamelesi mi çekeceksin bana da?
Çizgi film kahramanı Road Runner gibiyim, yerdeki karıncayı ezmemek için önüme bakarak yürürüm. Bendeki bu boyun fıtığının nedeni ne zannediyorsun!
Bilderberg’e her yıl davet alıyormuşsun?
Oluyor da ikram yok. Gidiyorum kuru kuru, bir sallama çay. Kardeşim önce bir sofrayı kur dimağımız açılsın! (Gülüşmeler) Bir kan şekerimi düşür önce! Biz arkadaşlarla kahvede toplanıp memleketi, dünyayı kurtarıyoruz.
Bugünlerde seni cepten kim arıyor?
Avukatların aramaması için dua ediyoruz! Şanlı Fenerbahçemiz’in uğradığı kazadan sonra FB camiasından bir telefon bekliyorum. Gel başımıza geç filan diye. Ama araya araya tribünden arkadaşlar arıyor, “Abi Aziz Yıldırım mitingine gideceğiz, bayrak asma eylemi yapacağız, gelir misin?” diye. Hiçbir şey alamadık. Onun için Tepebaşı’nda kupa, bayrak yapan yerlerden 3-4 tane kupa yaptırdım. Bak çay kupasını tutuyorum elimde! (Gülüşmeler)
Kitaptaki röportajlarında kadın kısmına neden çok haşin davranıyorsun. Giderek Kadirizm’e mi kayıyorsun ne?
Ama benimki kendi Kadirizm’im abi. Hanımlar beni affetsin. Adamın ciğerini sökerler. ‘Kadircim beni Nişantaşı’na götür. Hadi Kadircim herkese iki satır bir şey alalım.’ Aman abi toparlayamayız. Yer yer seven, yer yer döven klasik bir Türk tipiyle yaklaşmak lazım.
Röportaj yapamayıp da içinde ukde kalan bir isim oldu mu?
Rahmetli Custo ile konuşsaydım şöyle bir suyun kenarında. Midye ekmek satıyormuş o. Hem yüzmeyi, hem balıkçılığı öğrenirdik.
Peki neden ünlü Türkler yok kitapta? Adam yerine mi koymuyorsun yoksa tazminattan mı tırsıyorsun?
Kim, ben? Asla! Türkiye henüz buna hazır değil diyelim! (Gülüşmeler) Belki ikinci kitapta Türk ünlüleri de olur. Şu kitap yüz bin satarsa, en azından oluşabilecek tazminatları karşılarım.
Da Vinci’nin şifresini kırmışsın. Dan Brown seni aramış cepten. “İtin köpeeen olayım, şifreyi internetten yayma, film neyin çekeceğiz, beş kuruş nasiplenelim” demiş.
Daha ne nasiplenicen... İngiltere Kraliçesi’nden daha zenginsin! Da Vinci’nin şifresini açıklıyorum: Doğum tarihi abi! Hani genelde şifrelere doğum tarihi yazarız ya, unutmamak için. Mesela 1975 orta zekanın üstündekilerin kullandığı bir şifre. En alt zekâdakiler şifre olarak dört sıfır kullanır! Ki benim böyle bir Bond çantam var, dört sıfırlı. Herkes benim işaretimi bekliyor, farkındayım! Bir arkadaş beleş bir sinema bileti ayarlarsa gidip film hakkında yorumumu yapacağım. (Gülüşmeler)
‘Kutsal kâse’ nerde Kadirim?
Kutsal kâse bende abi! (Gülüşmeler) Kâseyle biz muhallebi falan yapıp yiyoruz! Editörüm Nuri Bey’in validesi beni çok sever. “Kadir oğlum bana atadan, dededen kalan bir şey var” diye diye bana verdi. Ben onun çok kıymetli olacağını düşünmemiştim. Ama neyse Çukurcuma’da bir sigara parasına okuturuz falan diye aldım. Meğersem kutsal kâseymiş. Ama onlar farkına varmadılar, çok az para verdiler! Sonra bunu Avrupa’da kaktırırım diye düşündüm! Buradan da heveslilerine söylüyorum! Güzel bir paraya isteyene okuturum!
Şövalyelik ruhu da ver sende di mi?
Var abi de ben o zırhın içine giremiyorum! (Gülüşmeler) Kiloma uygun bir zırh yok. Yemişim şövalyeliği abi! Sonra bir getirisi de yok. Sigortası, primi yok.
Türk solunu neden birleştiremiyorsun abi?
Bir türlü randevulaşıp bir araya gelemiyoruz, yoksa bütün tarafları bir araya getirsem Japon yapıştırıcısı gibi, hemen onu onun elinden, birini öbürünün burnundan tutturacağım ama! Türk solunu 60-70 yıllık siyasi hayat yan yana getirememiş. 95 kilolu, 1,65 boylu Kadir Çöpdemir nasıl bir araya getirsin?
Türk sanat müziği yayınlayan Veys FM’i Doğuş Grubu satın aldı. Şimdi pop müzik yayını yapıyorsunuz ve başında da sen varsın. Bu Türk sanat müziği sevenleri üzmedi mi?
Veys FM bu anlamıyla önemli bir işleve sahipti ama çok stilize bir radyo muydu dersen, bence değildi. Biz Roket 877’de bambaşka bir anlayışla yayın yapıyoruz. Ortada ekonomik ticari bir ilişki var ve doğal olarak yeni alıcısı da başka bir format düşünüyor. Veys FM’i Türk sanat müziğiyle özdeşleştirenler biraz da empati yapıp bu noktadan baksınlar lütfen. Biz burada Türk sanat müziği eserlerini bazen değerlendirebiliriz ama neticede ‘Roket 877’ bir pop müzik radyosu. Akşamları şovum var, saat 18-20.00 arası. Radyo çok iyi eşlikçi, friendly olmalı.
‘Eurovizyon’a gelecek yıl Max Payne olarak katılacağım’
Biraz zayıflamış gördüm Kadir abi sizi?
Hakikaten çok kilo almıştım abi. 104’e vuruyordu abi terazinin ibresi. Öyle bir cüsse prenses gibi uyuyamıyor tabi! O yüzden geri dönelim kiloları verelim, sonra tekrar alalım! 95’e indim.
Özel bir zayıflama metodun var mı?
Her şeyi yemiş ve her şeyi yemek isteyen bir insanım. Her şeyi yemek istiyorum Salih abi! Burada çelik irade dediğim Nuri-Ali-Süleyman arkadaşlarımın beni yemeklerden çekelemesidir, diyetim bu.
Sen de ‘rocker’lık da var. Eurovizyon’da birinci olan Finlandiyalı Lordi grubu için ne diyeceksin? Kostümler filan…
Eskiden de rock’çılar vardı. Biz onlara süslü çocuklar derdik. Saçlar böyle yapılı, garip taytlar, parlak abuk sabuk kıyafetler falan. Rock müzik ateşli bir şey. Her şeye maydanoz olabilecek tarafları var. Sibel’le konuştum. ‘Millet bilgisayar oyunlarına düştüğü için öyle oldu’ diyor. Madem bunu biliyordun sen de Lara Croft olarak çıksaydın. Ben önümüzdeki sene Max Payne olarak çıkacağım.
Sibel Tüzün ‘bu yıl erkek ve çirkin yaratıkların yılı’ demiş...
Bizim yılımız yani. Ne diyelim ki? Erkeğiz ve güzeliz diyecek halimiz yok. Sibel Hanım bizi tanımadığı için, o Finlandiyalı kirli kıllı adamları görüp böyle diyor.